Gastronomi

 

Tarih öncesi zamanlarda yeme içmeye dair ete dayalı olduğu öngörüsü dışında, pek bir bilgi bulunmamaktadır.

Sonraları etin yanında tahılda yer almaya başlamıştır. Arkeolojik bulgular da Antik Mısırlıların çok özenli bir beslenme düzeninin olduğunu gösteriyor.

Halk beslenmesi yine ete dayalı olsa da varlıklı olan ailelerin menülerinde meyve, zeytin, kuşkonmaz küçük av kuşları, balık ve bal dahi yer alıyordu.

İlk yemek kitabının MÖ 4. Yüzyıl’da yaşayan Yunanlı şair Archestarus tarafından yazıldığına inanılmakta hatta  “Gastronomi” adlı şiirinde pancar yaprakları içinde pişirilen yılan balığı gibi tasvir ve imgeler bulunmaktadır. Söylentiye göre Archestarus, “midenin hazlarını keşfetmek” için yılmadan tüm karaları ve denizleri aşmıştır.

Yüzyıl sonra Yunanlı yazar Athenaeus Yunanlıların günlük hayatı ile ilgili yazılarında, ilk yeme alışkanlıklar hakkında bilgiler vermektedir. Athenaeus, yemek yeme ve pişirme alışkanlıklarını, büyük aşçıları ve kullandıkları aletleri ayrıntılı olarak kaydetmiştir.

Eski çağlardaki yeme alışkanlıkları hakkında en önemli bilgileri sağlayan kişi ise Apicius isimli bir Romalıdır. Aslen bu isimde üç Gastronom vardır. İlki MÖ 1. ve 2. Yüzyıllarda yaşamış olan ve sadece oburluğu ile kayıtlara geçmiştir. MS 2. Yüzyılda yaşayan üçüncüsü istiridyeleri bozulmadan saklayan bir yöntem geliştirmesi ile tanınmıştır ama ikincisi (MS 25. Marcus Gavius) yaşadığı çağın yemeklerine büyük katkılarda bulunmuştur. “De Re Conquinaria Libri Decem” (On Kitapta Yemek Pişirme) başlıklı eserinde, çorba, et ve sos hazırlamada gerekli malzeme ve yöntemleri anlatır.

Bu ikinci Apicius gastronomi tarihinin de en trajik isimlerinden biridir zira son derece cömert ziyafetler veren Apicius kendi buluşu yemeklerle olduğu kadar çevresindeki arkadaşlarının övgüleriyle de beslenirmiş. En sonunda maddi durumu bozulmaya başlayınca yaşam standardı düşmüş. Bu düşüş öyle acı olmuş ki sonunda zehri, yoksulluğa tercih etmiş.